İçilir mi hiç çiçeksiz?

İçilir mi hiç çiçeksiz?

İlk cümle ne anlamsızdır bilirsin. Başladım az önce söze, bir latif sözle, kalbim çarptı devam edemedim sildim. Devam edemediğim cümle kalsa öylece, aslında sen anlardın biliyorum ama oldum olası kelimeler, düşündüğüm esnada canıma kastetmişçesine geliyor, ödüm kopuyor. Bazısı anlamından büyük, bazısı bir anlam için ardı ardına üşüşürken hatırladığım; bir deliden kaçtığım…

Handân, karşımda tek rakı, ben dört duble içtim ama karşımdaki tek rakı için…

Hatırlar mısın, bir mektupla gelmiştim sana beş sene evvel de, medet umarcasına yine yazsam sana o kelimeleri:

Handân; elimde bir diplomayla, kitaplarım, defterim bir de içkimin yoldaşlarım olduğu da vakıa… Sana, “işinde gücünde ama…” diye başlayan sözlerle benden haber etmişler. Dün köşeyi dönerken o bakışın, “ama”nın her kelimenin içini boşalttığı bir şüpheyle ise… Evet az içerim, tamam diğerleri neyse de rakıysa çok içerim. Güzelim, korkma benden de dinle.
Rakı masası kurmanın inanmakla bir ilişkisi olmalı ve şehirliliğe de halel getirir az; çünkü bir kasaba, bir toprak kokusu gibi biraz. Şarabı sevmem mesela rakı ise ardı ardına usûller keyfi, şehrin vakti var mı sence rakı masası kurmaya? Sırf bu sebeple bile şehirliliğe halel getirir rakı. Öncelikle soluklanmak gerekir, savrulurcasına alıp götüren sokaklardan sıyrılıp, başına kurulmak ve durmak. Şehirde “durmak”tan söz etmektir rakı masası kurmak.
Anlatsam sana, en iyisi yaşamak bir zaman geldiğinde ama inanmakla bir ilişkisi var. Ben rakı masasını çok güzel hazırlarım, arkadaşları ağırlaya ağırlaya işte… Ece Ayhan der ki:
“Rakı içilir mi hiç çiçeksiz
çiçeksiz ölürüm dükkânları”
Çiçek de koyarım masaya sen oturacaksan, mesela Zambak… “Zambaklı Padişah” şiirine kaçarız çaktırmadan, şiir okumaya ne hacet… Öyle keyifli gelecek ki, sen de eminim bir tek içersin. Ben sana inandım, gel benimle…

Unutmadın değil mi bu sözleri, geldin de ardından… Hiç şüphe etmedim geleceğinden. O, ilk içtiğin tek var ya…

Ev temiz, kirlileri yıkadım ve bulaşıklar birikiyor sanıyorsan yanılıyorsun. Bıraktığın gibi pırıl pırıl, içimin karası hasrette bir tek… Eğer affedersen içkiyi azaltayım, bakarsın içmem de, diyorum ki bir duble daha içip mektup bitmezden önceki an bitsin, rakının defterime yoldaşlığı… Dün içtim hikâyenin ızdırâbında, defterde bir hikâye daha… Çocuklarla tartışacağım. Sana “özgürlük ve eylem”den bahsetmiştim hani, özellikle eylemin üzerinde durdum. Sayfaları dağıtıp ben de okuyacağım derste, çok önemli çünkü bu sefer, ben de eylemin özgürlük kavramından ayrılmadığı konusunda sorularlayım, burada olsan da anlatsam sana hızlı hızlı… An geldiğinde eylemenin deliliğine bırakmazsak düşünceyi özgür değiliz ve yazdıklarım birer hiç, anlıyor musun birer hiç, çocuklarla “eylem” üzerine konuşmalıyım.

Gecelerce içip uykusuzluğa eş yazdığım hikâyelerin içine tüküreyim. Niye seni yorduysam, yordum yordum, bildiğim ne varsa ne vardıysa, sen afftet, hepsinden vazgeçeyim.
“Vazgeçmek” bu kelime çok sahici! Handân ama yazarken benden bir şeyi kopardı, kıymazsın değil mi? Bir gelecek düşlüyorum çocuklara, o kelimeleri unutmama izin vermezsin değil mi?

Bir derin yalnızlık… Seni sevmek ölesiye… Geldiğinde, döndüğünde bana, gecenin karasında beyaz boynundan başka aydınlık kalmadığında, ölebilirim…

Devam etmeliyim mektubuma ama nasıl, ilk cümle nasıl olacak hâlâ bilmiyorum. Anasona tövbe etsem… Kimi kandırıyorum rakı değil ki gitmene sebep… Ne yapsaydım Handân, adım bir yerlerde birkaç cümlenin altında sakıncalı not edilmiş yine ama ne yapsaydım! Düşünmeyi öğrenmeliler, ne denirse onlara bir durup, düşünmeliler. Özgürlük, söz hakkı, öfke ne demek bilmeliler! Ben, gecelerce az uyku, yazmalıyım!
Soruşturma başlamış, “ekmek” mi ne demişim, bir de “özgürlük, sermaye” kelimeleri geçmiş, bazı kelimelerimden de paragraflar yazmışlar çok şaşırdım neyse neden bahsediyorlar boşver zaten son yazdığımı okumadılar henüz. Bazı kelimelerden korkuyorlar.
Haritada ve devlette bir yok köye gitsek, ama Handân’ım…

Rakı değil biliyorum, seni rakının arkadaşlığında sığındığım bu bitmek bilmez kelimeler yordu. Sevgilim, biliyorum inandığın adam, dünya böyle iken inandığın andaki gibi hâlâ diye bu korkun… İnancım umudum hikâyeler, o hikâyelerin büyüttüğü çocuklar… Ben, ilk cümlemle, yorulduğun bu kelimelerden uzak devam edeyim mektubuma, yorulma daha fazla:

Handân, karşımda tek rakı ben dört duble içtim ama karşımdaki tek rakı için…

Hikâyeler için… Aslında, hikâyelerin büyüttüğü, haksızlık karşısında bir ağaç gibi hür eyleyen çocuklar için…

MERVE DENİZ KARA

Yorum yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>