İhanetin tadı hiç bu kadar güzel olmamıştı

İhanetin tadı hiç bu kadar güzel olmamıştı

Taşralı zengin Çek proletaryasından gelip, zamanla zenginleşen bir baba ve Alman yahudisi bir annenin çocuğu, Franz Kafka. Ailesinin Prag’taki Alman toplumuyla kaynaşma çabaları sonucunda Alman okullarında okudu. Dostu Max Brod sayesinde Prag edebiyat çevresine girdi. Sonrasında dostu Max Brod ona öyle bir ihanet etti ki, bu ihanet biz okuyuculara yaradı diyebilmek mümkün.

İki kez nişanlanan Kafka, evlenmenin onu yazmaktan alıkoyacağını düşünerek evlenmekten vazgeçti. Ve ilişkisinden geriye 500’ü aşkın mektup bıraktı. Nazilerin Çekoslovakya’yı işgal etmesiyle birlikte, Kafka hakkında bir sürü belge yok edildi. Kafka, ölümünden sonra yakması için yapıtlarını Max Brodo’ya vermişti. Max Brodo dostuna ihanet etti, ve ölümünden sonra bütün yapıtlarını bastırdı.

Eğer Max Brodo dostunun vasiyetine sadık kalıp, yapıtları yaksaydı ne olurdu? Gregor Samsa ile hiç tanışamayacaktık belki de, kendimizi bir böceğin yerine koyamayacaktık onun gibi. Üç kız kardeşi toplama kamplarında katledilen bu insanın, hayal dünyasına giremeyecek, ruhumuzun derinlerine işlemesini seyredemeyecektik yazdıklarının. İhanetin tadı hiç bu kadar güzel olmamıştı.

Kafka Türkiye’de de sevilen bir yazar. Kafka’nın bu denli benimsenmesinin sebebi, Türkiye’de bin bir bela ve iç karartısının hiç eksik olmaması bana göre. Ankara’da yetişmiş, gri bulutların gölgesinde yazılarını yazmış yazarlar da eserlerinde Kafka’ya dokunuyorlar parmaklarının ucuyla. (Yalnız Ankara ile sınırlamak biraz saçma olacak belki ama ben böyle ilişkilendirdim kafamda.)

Hüznün bekçisi, usta şair Cemal Süreya “Göçebe” şiirinde “Ellerim gece yatısına çağrılmış ve telaşsız görünmeye çalışan Kafka gibi.” dizeleriyle anlatıyor içinde dolaşan Praglıyı. Kaybedenlerin yazarı, güzel dost Emrah Serbes, Behzat Ç. Son Hafriyat romanında şu cümlelerle betimliyor içindeki Kafka’yı: “Behzat Ç. gibi Ankara’da doğup büyüyen bir adamın duyup duyabileceği bütün sıkıntıların mimari karşılığı Ankara Adliyesi’dir. Kafka burayı görseydi, ‘Adamlar yapmış,’ deyip yazarlığı bırakırdı.”

Bense elinden tutup, Ankara Adliyesi’nden çıkarıyorum Kafka’yı ve bütün Türkiye’yi gezdiriyorum zihnimde. Evimde misafir ediyorum birkaç sene. Sonra düşünüyorum. Kafka Türkiye’yi gezip, birkaç yıl ülkemizde yaşasaydı, yazdıklarının iki katı daha fazla yazardı. Melankoliyi gözlerimizden kalplerimize daha fazla empoze ederdi. Ve Gregor Samsa hamamböceğine değil de, kocaman bir ejderhaya dönüşürdü.
EMRE YÜKSEL

Yorum yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>