Rutubet, yıkık duvar ve zemin kat

Rutubet, yıkık duvar ve zemin kat

Duvar gölgesi, iki renkli zamanlar… Devrilen yılların ucundan tutabildiğimiz kadar tutuyoruz biz de, aynı adamın duygusunu kendi dilimizden okumaya çalışıyoruz. Ölümün ve yaşamın ortak paydasından becerebildiğimiz kadar insanlık yontuyoruz kendimize. Kafka’nın bildiği ne varsa bilmeye gayret ediyoruz sanki. Acıyı tanımlamak amansız bir yarışa dönüşüyor, tıkanıp kalıyoruz. Üstelik yolun neresinde olduğumuzdan haberimiz yok. Karanlığı değil de, doğum anındaki boşluğu övüyor bize. Uyku halinden cesaretlenen mırıldanmalar gibi biraz… Ya da biz öyle sanıyoruz.

Modern zamanın ana arterleri daima kapalı. Her mevsimin kendine göre bir derdi var. İnsanlığımıza sondaj vurulması gerekiyor, sorunun varlığıyla yokluğu birbirine karışmış çünkü. Farkındayız ama çaktırmıyoruz, acılarımızı gittiği yere kadar götürmeye çalışıyoruz. Doğuştan dar gelirliyiz, idare etmemiz şart! Kimimiz kapı komşusuyuz Kafka’nın, kimimiz kendisinden alacaklıyız. Köşedeki bakkal biziz ya da karşı kasabadaki çoban… Meseleyi aynı yol üzerinden irdelemek ayrıca tartışılabilir elbette. Ancak Kafka, gördüğü rüyayı yaşadığı gerçeklik içerisinden bir türlü çıkartamadığı için kendisine daima borçlu kalacak gibiyiz. Durum onu gösteriyor, belki de bu yüzden yakılmasını istemiştir bütün eserlerinin. Düşünüldüğü zaman kimse dünyaya açık çek bırakmak istemez zaten. Boşu boşuna ‘’Yakın!’’ dememiş anlaşılan, bir bildiği varmış. Günahı Max Bord’un boynuna!

 

SEMİH ÖZTÜRK

Yorum yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>