Al bu mendil sende kalsın…

Al bu mendil sende kalsın…

Aynaya baktı. Saçlarını topladı, hafif yana eğse topuzunu, küçük bir toka taktı ve…

Hayır, saçlarını toplamış olamaz. Çünkü yine aynı yoldan geçip, aynı köşeyi dönecek ve…

Aynaya baktı. Saçlarını topladı, tekrar baktı ve hemen dağıtıp omuzlarına bıraktı. Toka takmak geçtiyse de içinden, takmadı. Öyle ya iki haftadır her gün aynı yüz, tanısın diye, belki biraz kalem çekse, çok hafif. Basmaklardan indi kalbi biraz daha hızlı atarken her zamankinden.

– Anne, dışarı çıkıyorum ben.

– Saçlarını topla, doğru düzgün çık be yavrum. Toplasana…

Orada işte yine orada. Yine önünde. Benim için mi acaba, o da fark etmiştir belki, belki benim için çıkıyordur bu saatlerde. Tamam havaya girme, hatta hiç düşünme kalbin kırılacak bak tesadüftür. Başını çevirdi, yavaş yürü yavaşla, bana mı bakıyor, bana bak……tı. Ölebilirim.
Ne çabuk bitti yol niye bu kadar kısa!

– Sence neden bu kadar çok “kadın” üzerine konuşuluyor? Ortam karıştığında, doğru ile yanlış birbirine girdiğinde; kaosun doğruya, îtidâlin yanlışa hizmet ettiği karmaşık güzel zamanlarda “kadın” neden bu kadar çok geçiyor kelimelerde Nesrin? Bedenin devlet politiği olduğu her faşizan yönetimde, devlet beden ilişkisi neden hep “kadın” bedeninde vücut bulmaya çalışıyor öncelikle? Beden, kadın erkek fark etmeden beden, şu saatte içki içme, yaşam hakkı, tütüne hayır gibi türlü türlü müdahaleler… Fayda adı altında ama aslında üretimin nesnesi ve konusu bedenler…

Yok böyle bir şey! Berrin abla Nesrin ablaya anlatıyor da anlatıyor ve ben hâlâ duyuyorum, alt tarafı bir köşe döneceğim ama o meyhanenin önünden geçtiğim yol, kısacık hemen bitiyor. Nasıl bir şey bu. Zaman niye bu kadar zalimsin, bir köşede sürüne sürüne geçiyorsun, onun gözlerini de görecek kadar beklesen ya! Ne oluyor o ara!
En iyisi Esin’i çağırmalı. Başka çarem yok ona anlatayım, ertesi gün beraber geçelim meyhanenin önünden, ben bakamazken o ona bakar, bana söyler o da bana bakıyor mu. Bak……sa.

– Nerede çalışıyor dedin?

– Hani sahilde Vefa Üstad’ın meyhanesi var, kapısı küçük, garip eski bir kapı anımsadın mı, meyhane de küçük hani, hemen onun yanındaki meyhanede.

– Meyhanede mi, iyi misin sen. Meyhane mi? Rakı falan kokar yahu.

– Anasonun tadı güzel, güzel kokuyor ki…

– İçtin mi! İnanmıyorum sana Nihan!

– Dur şişşşt sessiz ol biraz, dayımın rakısından bir iki yudum aldım velveleye verme hemen. Sakallı, bıyıkları uzun ve bıyıklarına doğru sakalları gürleşiyor.

– Bu senin için yeterli tabii.

– Gülme utandırıyorsun, sadece o değil elbette. Esin, gelecek misin benimle uzatma?

– İste yeter ki gelmeyeceğim yer var mı.

Gün doğsa, evet bir alacağı var bu zamanın, derdi ne, neden geçmez. Bilmediğim bir dil gibi her bir saniyesi, ağır ağır geçer de tek bildiğim hiçbir şey bilmediğim. Uyuyamayacağım da belli. Uyku yok, erkenden yatağa girmek ne ahmaklık geçsin diye, usul usul hissettirmeden bir rüyanın ardından. Diyerek yumdu gözlerini. Kalem kağıdı eline almadan hiçbir kitaba yaklaşmadan bu gece, uyudu.

– Hayır, uyuyamadım tabii ki! Ne yapar bu saatte meyhanede, nasıldır gecesi, kaça kadar orada durur, seviyor mu acaba orayı, içerisi nasıl, neden bir karanlık gündüzün aydınlığında, bilse yürüdüğü yeri, elleri güzel, nasıl bakar, baksa gözlerinin içine. Böyle olmayacak en iyisi gitmek, hızlıca, uyandırıp Esin’i gitmek. Görmek onu, geceymiş ne gâm, hem nasıl göreceğim ki onu başka türlü, nasıl bileceğim. Gündüzü akşamı bekleyiştir, öğle sonrası meyhane önünde, gecesi?

– Bu saatte buradayız düşünebiliyor musun, bizimkiler bir fark ederse ne diyeceğiz, bittik o vakit.
– Bir şey olmayacak telaş etme. Görebiliyor musun garsonu, göremiyorum ben. Şu köşedeki yaşlı adamı ilk defa görüyorum, kasadaki, belki sahibidir. İçerisi ne hoş değil mi?
– Evet hoş ve evet kimse yok. Daha doğrusu aradığın. Gidelim hadi.
– Dur bir dakika. O işte, köşedeki. Güzelim şarkıyı söyleyen o muymuş. Bak çevresinde birkaç kişi var, masaya oturmuş havlu var omzunda küçük bir havlu. İnanmıyorum bu ses onun mu. Dinleyeceğim ben. İçeride.
– Hem de tek başına, gecenin bir yarısı olmuş, baksana üç beş kişi var. Saçmalama bu saatte meyhaneye giren bir kız hakkında ne düşünür sanıyorsun?
– O, öyle biri değil.
– Tanıyormuş gibi konuşma bir kelime bile konuşmamışsın!
– Biliyorum, değil.
– Dinle işte buradan, dur gitme! Delisin sen.
– Deliyim ya…

Meyhanenin kapısını açtı, ellerini kapıdan ayırmaya korkarak girdi içeri. Şarkıda bir ân, durdu.

Yorum yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>